HATIRLIYORUM:
28 Şubat'ta “darbeye maruz kalanlar” ile “darbeyi coşkuyla isteyenler”in yanı sıra bir de “ortada duranlar” var idi.
Bu “ortada duranlar”, ne hükümete destek verirlerdi, ne de darbeye. Şöyle derlerdi: “Ne şeriat, ne darbe...” “Ne cami, ne kışla...” “Ne Refah Yol, ne hazır ol...” Demek istedikleri şuydu: “Asker, sivil hükümeti ezerken biz olaya taraf olmayız. Yesinler birbirlerini... Bize ne kardeşim... Biz ikisine de karşıyız”. İşte açıkça yazıyorum: Bu tipler, beni “Ordu göreve... Hadi paşam ne duruyorsun? İndir şu iktidarı aşağı...” diye açıktan darbe şakşakçılığı yapanlardan daha fazla iğrendirirdi. Çünkü... Ben öyle bilirim ki... Elinde silah olan askeri güç, elinde silah olmayan sivil hükümeti alaşağı etmek için tehditler savurmaya başladığı anda... Demokrat bir insanın, pardon ne demokratı, mert ve yiğit bir insanın durması gereken yer, sivil hükümetin yanıdır. “Ne o, ne bu” diyerek ortada top çevirmek, darbeye verilmiş sinsi bir destekten başka bir şey değildir. Sinsilik de oldum olası nefretimi çeker benim. Anayasa değişikliğinde bir zümrenin ortaya attığı “Yetmez ama evet” sloganında hafiften “Ne o, ne bu” tutumunun kokusunu alıyorum. Sevmemem, ısınamamam bundan galiba... Son olarak... “Yetmez ama evet”e yakın durmama engel olan iki sağlam gerekçem var: * BİR: Eğer yetmediğine inanıyorsam, “evet” diyerek, “yetirmeyen muktedir”e destek atmış olacağımı düşünürüm. * İKİ: “Yetirmeyen muktedir”e “evet” oyu vererek destek atacağıma, “Ey muktedir! Bu yetmez... Hadi şimdi git, bana yetenini getir” demeyi tercih ederim.
29 Temmuz 2010 |